-30-
“Bu sefer kavga falan etmedik.” Dedi Kyuhyun; Baekhee hayal
kırıklığına uğrayan tarafını içinden yastıkla boğup dinlemeye devam etti. “Bilirsin,
kavgalar sıradan şeyler artık, onlar için gelip başını şişirmezdim boş yere,
ama-”
“Saçmalamayı kes; başımı şişirmek değil bu!” dedi Baekhee,
gencin sözünü keserek. Kyuhyun şaşkın bakışlarla ona baktığında açıklama
ihtiyacı hissetti. “Sadece kavga ettiğiniz için bile olsa birisiyle konuşma
ihtiyacı duyarsan ben dinlerim, söyledim sana; benim sözüm söz, başımı
şişirmiyorsun, anladın mı?”
“Sadece arkadaşının abisi değil miyim, bunu neden yapasın?”
dedi Kyuhyun, tek kaşını kaldırarak.
“Sınırdaydın; az önce sana eski sevgilimi anlattığımda
arkadaş sıfatını kazandın, diyelim.” Diye pişkin pişkin sırıttı Baekhee. Kyuhyun
hafifçe gülerek kızın saçlarını karıştırdı.
“Teşekkürler majeste.” Dedi genç.
“Yapma şöyle!” diye çıkışıp saçlarını düzeltti Baekhee, “Kavga
etmediyseniz ne oldu?”
“Ben… ben senin
tavsiyeni dinledim.” Dedi Kyuhyun. Baekhee bir an düşündü.
“Tavsiyem mi? Nasıl bir tavsiye vermişim mi?” dedi sonunda,
tek kaşını kaldırarak.
"Belki de arkadaşlarımı dinlemem gerektiğini
söylemiştin - hiç mi umurunda değildi?" dedi Kyuhyun, gözlerini devirip.
Baekhee kendini boğmak istese de durmayı başardı.
"O sadece bir öneriydi! Yani ben onu tavsiye olarak
düşünmediğimden bir an anlayamadım, hemen alınma. Sağa sola anne öğütleri
yağdıran biri değilimdir, onu da sadece sorun çözme yolunda bir öneri olarak
sunmuştum." dedi çabucak.
"Şimdi ayrıca üzerinden çok zaman geçti, ben unutkan
biriyimdir diye diğer bahanelerini de sırala, tam olsun." dedi Kyuhyun
huysuzca.
"Başkalarına olan sinirini benden çıkarma, ben senin
tarafındayım." dedi Baekhee, aslında söylemek için ağzını açtığı şey bu
değildi; ama o kadar beklenmedikti ki Kyuhyun'un hızını kesip onu sakinleşmeye
zorlamıştı, yani bir bakıma işe yaramıştı.
"Biliyorum... elimde değil, çıkmaza düşmüş gibi
hissediyorum." dedi genç, iç çekerek.
"Neden?" diye sordu Baekhee, cevabı duymayı
isteyip istemediğine emin değildi ya bir kere onu dinleyeceğine karar vermişti
- hem şu saatten sonra nereye kaçabilirdi ki?
"Dediğim gibi, seni dinleyip Hanna'yla Heechul üzerime
geldiği bir ara bana kör nefret yerine somut sebepler sunmalarını istedim.
Hatta tam olarak dedim ki önyargısız bir biçimde bana sebeplerinizi sunun, ben
de sizi ciddiye alayım." diye başladı Kyuhyun; ama devamını yine
getiremedi.
"Beklemediğin bir cevap mı aldın?" dedi Baekhee
sessizlik uzayınca.
"Hoşlanmadığım, diyelim." dedi Kyuhyun. Baekhee
sinirlenmeye başladığını hissederek sustu. Onu konuşmaya çağırıyordu, in cin
top atan bir yere götürüyordu ve sonra kelimeleri ağzından cımbızla almak
zorunda mı bırakıyordu? Yok efendim, Baekhee'nin bununla uğraşmak gibi bir
mecburiyeti yoktu. Kyuhyun bir süre sonra iç çekip yeniden konuşmaya
başladığında kız kendini küçük bir savaşın galibi gibi hissetti.
"Aslında beklediğim gibi başladı. Hanna yine onun nasıl
beni aslında sevmediğiyle ilgili bir şeyler saçmaladı, Heechul ona katıldı
falan; ama tek sebebi buysa bu mantıklı değil, ben sevgiyi kırk metreden
tanırım diyerek bir kişinin hislerine uzaktan bakıp da karar veremezler. Onlara
da bunu söyledim. Hanna kızların altıncı hislerinin kuvvetli olduğunu, Seo'nun
beni ayaklı cüzdan niyetine kullandığını söyledi. Ona alıp durduğum hediyeler
de bunun kanıtıymış. Onları istediğim için aldığımı söylediğimde zaten benim
böyle sanmam gerektiğini söyledi."
"Canını o kadar sıkan şey bu değil ama." dedi
Baekhee, Kyuhyun tekrar susunca. Genç, başını iki yana salladı.
"Değil. Hanna susunca önce biraz sessiz kaldılar, sonra
Heechul sazı eline aldı. Dedi ki ilk başladığımızda bir süre laf etmemiş, o
yüzden de o laf sokmaya başladığında daha yanlış bir şeyler olduğunu anlayıp
tekrar düşünmem gerekirmiş." dedi Kyuhyun.
"Neyi düşünecekmişsin, pardon?" dedi Baekhee,
otomatik olarak savunmaya geçmişti. Kyuhyun bunu komik bulmuş gibi güldü.
"Ben de ona benzer bir şey sordum, tabi biraz daha
yumuşak bir biçimde. İşlerin eskisi gibi olmadığını düşünmem gerekirmiş, çünkü
beni ondan iyi kimse tanımıyormuş ve ben birini seviyorsam o bilirmiş,
vazgeçmeyeceğimi de bildiğinden laf etme zahmetine katlanmazmış. Eğer o bile
Seo'yu sevmediğini açık açık söylüyorsa bunun nasıl arkadaş kıskançlığından ya
da korumacılığından olduğunu düşünebilirmişim ki? Sorun Seo'nun beni çok fazla
sıkıştırması değilmiş, sorun aslında benim de bundan sıkılmış olmammış. En son
ne zaman Seohyun'la kavga ettiğime üzüldüğümü hatırlayıp hatırlamadığımı sordu
bana." Kyuhyun durup iç çekti. "Hani verecek bir cevabım olsa yine
canım sıkılmazdı... ama hatırlayamadım. Bunu en son ne zaman önemsediğimi
hatırlayamıyorum. En son ne zaman onun yanına gitmeyi iple çektim? Ne zaman film
seçileceği zaman kararı ona bırakıp sadece onun yanımda olmasıyla yetindim?
Küçük şeyler... bunlar hep küçük detaylardı ve ben bunları en son ne zaman
yaşadığımı bile hatırlamıyorum."
Genç sustu. Baekhee içinde çırpınan küçük umut ışıklarını
yerin yedi kat altına gömmeye çalışarak yutkundu. Geçen sefer konuştukları
zamandan çok daha fazla zorlanıyordu şu anda, çünkü Kyuhyun kedinin önünde
ciğer sallandırır gibi kızın önünde bir umut sallandırıyordu. Baekhee kendisiyle
boğuşmaktan her saniye daha fazla yoruluyordu. O genci sevgilisinden ayırmak
için burada değildi. Hiçbir zaman böyle bir şey yapmayacaktı, en kötü düşmanına
bile bunu yapmazdı ki Seohyun denen kızı tanımıyordu bile. O burada sadece
Kyuhyun'un konuşup aklını toplamasına yardım etmek için vardı. Sevdiği adamın
sevgilisiyle ilişkisini kurtarmasına yardım etme düşüncesi çok saçmaydı, bir
çeşit kamikaze gibi bir şeydi, kesinlikle acı vericiydi; ama Baekhee bunun
böyle olacağını en başından biliyordu. Kendi kaşınmıştı. Kim ona git senin her
şeyini dinlerim nutku çek demişti ki? Saçmalığa bak.
"Peki ne dedin ona?" dedi Baekhee sonunda. Kyuhyun
yine iç çekti.
"Bir şey diyemedim, tabii ki. Ben susunca o da düşünmem
gerektiğini söyledi. İnat etmeyi kesip düşünmeye başlarsam onların Seohyun'u
niye sevmediğini bulurmuşum." dedi Kyuhyun, ardından başını kaldırıp kıza
baktı, "Baek ben bu kızla uzun zamandır çıkıyorum; ondan ilk hoşlandığımda
da, ilk çıkmaya başladığımızda da hakkında bir sürü dedikodu duyuyordum.
Bunların hiçbirini umursamadım, onun söylediklerinden başka hiçbir şeyi ciddiye
almadım. Herkesin arasında ona inanmayı seçtim, kavga etmeye başladığımız ilk
zamanlarda her şeye rağmen yaptıkları için onu suçlamadım. Zor bir hayatı
vardı, benden hiçbir zaman onun için bir şey yapmamı istemedi, çok şeyin
altından tek başına kalktı, böyle şeyler insanları yıpratır. Onun dönebileceği
kimsesi yoktu; Hanna beni kullandığını söyleyip ona küfürler yağdırırken ben
ona inandım, arkadaşlarım bir kızın kölesi olduğumu söyleyip benimle dalga
geçerken ona sığındım, hani insanların fark etmediği şeylere katlandım.
Hanna'yı karşıma aldım - belki bilmiyorsun; ama kardeşim benim hayatımda sahip
olduğum en değerli şey, onu üzmemek için dünyayı yakarım falan diyordum, bir
senedir benim Seo'yla olmama karşı çıkıyor ve henüz ayrılmadım. Yani demek
istediğim... her şeyden sonra nasıl onu aslında sevmediğimi söyleyebilir ki?!
Daha kötüsü, ben nasıl onun haksız olduğunu kendime kanıtlayamayabilirim?"
"Onun açısından bakıldığında haklı, çünkü." dedi
Baekhee. Kyuhyun kızın ağzından çıkacak sözler kaderini belirleyecekmiş gibi
bakarken Baekhee yeniden tarafsız olması gerektiğini kendine hatırlatmak
zorunda kaldı, bir süre sessiz kalıp derin bir nefes aldı. "Sıkıntılı bir
dönem yaşıyorsunuz, belki Seohyun'un hayatı zor ve sıkıntıları var, bunu da
sana yansıtıyor... söylesene, kim bile bile sıkıntı çekeceği yere defalarca
dönmek ister ki? Onu istediğin kadar sev, istersen şu anda tapıyor ol, seni
uzun süre her gördüğünde sıkıntıya sokan birinin yanına gitmek istemezsin. Yani
istiyorsan sende bir sıkıntı var demektir, açıkçası; bu insan doğasına aykırı.
Ama az önce Heechul'un teorisini çürütecek şeyleri kendi ağzınla söylemedin mi?
Bu kadar sıkıntıya rağmen hala onun için kardeşini karşına alabiliyorsun."
"Ama çok yoruldum, Baek!" dedi Kyuhyun birdenbire.
Omuzları çöktü, zaten dağınık olan saçlarını biraz daha dağıttı. "Yine
haklısın, ben de kendime aynı şeyi söylemeye çalışıyorum; ama çok yoruldum.
Herkese birden karşı koymaktan çok yoruldum ve gerçekten bunu neden yaptığımı
sorgulamaya başlıyorum. Belki de yapmamalıyım diye düşündüğüm zamanlar bile
oluyor, buna rağmen hala onu sevdiğimi iddia edebilir misin?"
Baekhee edemezdi. Baekhee bunu söylemek istemiyordu; ona
aslında o kızı sevmediğini ve bir an önce ayrılması gerektiğini haykırmayı her
şeyden çok istiyordu; ama bunun doğru olmayacağını biliyordu. Bunu bencilce
istiyordu ve sevdiği adama herhangi bir şekilde yardımı olmazdı. Baekhee'nin
sözleri üzerine ayrılsa bile Kyuhyun mutlu olmayacaktı. Aklında her daim bir
soru işareti kalacaktı ve içinde bir şeyler bundan pişmanlık duyacaktı. Zaten
ona aşık olmayacağı neredeyse kesinken Baekhee gencin bununla yaşamasını
gerçekten istiyor muydu? Buna izin verebilir miydi? Kendi çocukça, bencil
istekleri için Kyuhyun'un yaralanmasına neden olabilir miydi? Böyle bakınca
cevap gayet bariz oluyordu.
"Aslında evet, edebilirim." dedi kız sonunda. Genç
ona tünelin ucundaki ışık gibi bakarken gülümsedi, "Sen tükenmişsin, hepsi
bu. Sevgilinin kimsesi yoksa sen varsın, o hem hıncını senden çıkarıp hem
senden güç alabiliyor; ama senin dayanacak kimsen yok. Sana destek olması
gereken insanlara karşı da bir savaş veriyorsun. Bu herhangi bir insanı
kolaylıkla tüketebilir. Şimdi çok yoruldum artık yapamıyorum, desen ve ondan
ayrılsan bile bu onu sevmediğin anlamına gelmek zorunda değil. Ha belki
haklılardır, belki de gerçekten aslında onu sevmiyorsundur da alışkanlıktan
devam ediyordur ya da belki de herkese inat, onların yüzünden ayrılmadığını
kanıtlamak için devam ediyorsundur; kim bilir? Olabilir, fark etmemiş
olabilirsin, aynı şimdi onu sevip sevmediğini sorguladığın gibi farkına
varmadığın duygular olabilir içinde. Yüzleşmeye korktuğun, kendinden bile
sakladığın şeyler olabilir. Cesaret edip onları açığa çıkarmadan hiçbir şeyden
emin olamazsın; ama önemli olan bu değil biliyor musun? Sorunu basitleştirmen
gerek."
"Nasıl yani?" dedi Kyuhyun, anlama çabasıyla
kaşları çatılmıştı.
"Yani senin esas derdin ne? Geçen sefer konuştuğumuzda
daha kimsenin Seohyun’u sevmemesinden şikayet ederken bu sefer benden senin onu
sevdiğini kanıtlamamı istiyorsun, bu büyük bir çelişki. Ne istiyorsun;
arkadaşlarını ikna etmek mi, kendini ikna etmek mi? Esas şikayet ettiğin şey
Seohyun'un seni yorması mı, herkesin üstüne gelmesi mi yoksa aslında senin hepsinden
bağımsız olarak kendi içinde ondan ayrılıp ayrılmama konusunda bir karar verme
aşamasında olman mı?"
"Bu o kadar basit değil." dedi Kyuhyun anında.
"Ama o kadar karmaşık olmak zorunda da değil. Aslında sana
her şeyi çok basitleştiren bir seçenek de sunmadım. Yani demek istediğim şu: eğer
temeline inebilirsen sorunun kalanını üzerine inşa ederek nerede durduğunu
anlayabilirsin, ne istediğini, ne yapmaya karar vereceğini
şekillendirebilirsin, beni anlıyor musun? Her şey aklında net olursa bu kadar
kafan karışmaz, bu kadar da yorulmazsın."
"Beni resmen bir matematik problemi gibi
görüyorsun." dedi Kyuhyun.
"Aslında bunu senin yapman gerekirdi, erkek olan
sensin! Teknik olarak benim örümcek ağlarıyla senin maddeler ve bloklarla
düşünmen gerekiyor, tersi değil." diye gözlerini devirdi Baekhee.
"Ne alakası var be?" dedi Kyuhyun.
"Alaka şu ki öbür türlü kafan karışıyor. Çok yoruldum
kayboldum çaresizim ölüyorum Baek kurtar beni diye ortalıkta dolanıyorsun
baksana! Az geri çekil de bak şu işe, demeye çalıştığım bu. Duygular işi bayağı
karman çorman bir hale getirir her zaman, onları anlamak sistematik bir
irdeleme dönemi, sabır ve emek ister. Sen ergen bir kız olmanın ne demek
olduğunu bilmediğinden tabi şu andaki duyguların sana çok karmaşık geliyor; ama
bak sana söylüyorum, aslında değiller. Sadece hayal etmen gerek!" dedi
Baekhee, Kyuhyun'un yüzündeki ifadeyi görünce ekledi: "Uzaylı görmüş gibi
bakma, tecrübe konuşuyor burada. Tercihlerini gözden geçireceksin ve ne kadar
pişman olacağını düşüneceksin. İki şekilde de pişman olacağını düşünüyorsan
annemi dinleyeceksin: asla yapmadığın bir şey için pişman olma, umudun
kalacağına emeğin kalsın."
"Ey ulu bilge ışığınla beni aydınlat! Seçeneklerim
neler peki?" dedi Kyuhyun. Baekhee gülmeden edemedi; ama çabucak kendini
topladı.
"Onları da mı sana ben söyleyeceğim yani?" dedi
çabucak, "Seçeneklerini kendin bilmiyorsan o zaman konuyu dağıtmadan cevap
vermen gerek."
"Ne zaman konuyu dağıtmışım ben?" dedi Kyuhyun.
"Mesela az önce, esas şikayetinin ne olduğunu sorduğum
saniye daldan dala atlamadın mı? Unuttum sanma." diye gözlerini kıstı kız.
"Çok mu çakalsın sen acaba?" diye kızı taklit
ederek gözlerini kıstı Kyuhyun.
"Doktora gelmişsin gibi düşün! Sadece sana seni en çok
rahatsız eden şeyi soruyorum, hatta sana şık bile vereceğim bak. Sakin kafayla
bak şu işe. Arkadaşlarının hiçbirinin sevgilini sevmemesinden, sizi
onaylamamasından yakınıyorsun, sevgilinin çok ileri gittiğini ve çok fazla
kavga ettiğinizden şüphede olduğunu ama sana karşı olan arkadaşlarını
dinlediğinde neredeyse onu sevmediğine ikna olduğun için karman çorman olduğunu
söylüyorsun. Bütün o çorbanın özeti bu; şimdi seç, hangisi daha kötü? Herkesin
sana karşı olması mı, sevgilinin seni yorması mı yoksa aklında ondan ayrılmakla
ilgili ihtimaller dolaşması mı? Eğer hayatından üçünden birini silebileceğimi
söylesem hangisini silmemi isterdin?” dedi Baekhee. Kyuhyun başını eğip bir
süre ciddi ciddi düşündü. Kız oluşan sessizlikte göğsünün içine dalmış sıktıkça
sıkan hayalet mengeneye dikkat etmemeye çalıştı.
"Sanırım aklımdaki saçma fikirleri silmeni isterdim.
Yani daha önce bunun gibi ihtimalleri hiçbir zaman düşünmüyordum ve o zamanlar kim
ne derse desin, Seo ne yaparsa yapsın bu kadar büyük bir sıkıntıda
hissetmiyordum kendimi. Çünkü ne yapacağım belliydi. Şimdiyse bilmiyorum, bu da
her şeyin çorba olmasına neden oluyor." dedi Kyuhyun sonunda.
"O zaman şimdi ikinci kısım, senin benimle dalga
geçtiğin kısım var sırada. Senden istediğim şu: hayal et. Diyelim ki ben sana
aslında onların haklı olabileceğini söylemişim, sen düşünüp taşınıp Heechul'un
söylediklerini ciddiye almışsın ve Seohyun'un karşısına çıkmışsın. Kıza
ayrılacağınızı söylüyorsun ve o da doğal olarak buna duygusal bir çöküşle veya
öfke patlamasıyla tepki veriyor-"
"Muhtemelen ağlamaya başlardı." diye kızın lafını
böldü Kyuhyun.
"Pekala, ağlamaya başlıyor, sana nedenini soruyor,
yapmaman için yalvarıyor, değişeceğine yeminler ediyor; sense onu sevmediğine
ikna olduğun için onu orada bırakıp gidiyorsun." diye tamamladı Baekhee;
ama Kyuhyun'un boşluğa dalıp gitmiş bakışlarını gördüğü zaman sonrasında pişman
olup olmayacağını sormadı. Cevap çok barizdi, nefesinin kesilip gözlerinin dolmasına
neden olacak kadar bariz. Bir nefes alıp tuttu ve içinden ona kadar saydı.
"Bunu yapamam ki." dedi Kyuhyun dalgınca,
"Onu orada öylece ağlarken bırakıp gidemem. O şekilde ne derse desin kesinlikle
bitirdiğimi söyleyemem. Değişeceğine yemin ederdi, eminim değişirdi de... eminim
çabalardı, elinden gelen her şeyi yapardı; ama eğer onu orada öyle bırakıp
gitsem... ben herhalde uzun bir süre herkese inandığım için kendimi, buna sebep
olduğun içinse seni suçlardım."
Baekhee sessiz kalınca genç adam başını kaldırıp kıza baktı.
Kız ona bakmıyordu, iyice şiddetlenen rüzgarla kayalara çarpan dalgaları
neredeyse arabanın camına kadar su sıçratan denize bakıyordu. Gözlerindeki
hüzün gencin şimdiye kadar hiç görmediği türdendi; bastırılmış bir çığlık,
rüzgarsız kış yağmuru ya da dilsiz bir yas gibi. Sanki kız ona bakmasa da
kısacık sessizlikte duyguları gence de bulaşmış gibi göğsünün sıkıştığını
hissetti Kyuhyun, hiçbir insanın dünyanın bütün arkadaşlarına sahip ve bu kadar
geniş yürekliyken bu kadar yalnız görünmemesi gerektiğini düşündü. Ama
sessizlik gencin kızı neşelendirecek bir şeyler düşünmesine yetecek kadar uzun
sürmedi. Sadece birkaç saniye sonra kız, hiç o kadar üzgün görünmemiş gibi,
gence bilmiş bir gülümseme gönderdi.
"Gördün mü? Kendi cevaplarını kendin veriyorsun; ama
ben sana bunları göstermeden önce ayrılsam mı ayrılmasam mı diye beynini
yiyorsun.” Dedi kız, “Aptal. Eğer sadece
arkandan ağlaması düşüncesi bile seni bu kadar pişmanlığa sürükleyecekse sen bu
kızı hala seviyorsun – ya da en azından ona değer veriyorsun. Bence kendi
hissettiklerinden başka bir kanıta ihtiyacın olmamalı. Şimdi ayrıldığına pişman
olacaksan şimdi ayrılamazsın, bu kadar basit. Geride hiçbir pişmanlığın
kalmadan ayrılacaksın ki temiz olsun. Etrafındakileri ve beni suçlar maskesinin
altından kendini suçlayacağını ikimiz de biliyoruz. Acaba yürür müydü, diyorsan
dene de bak bakalım yürüyor mu?"
Kyuhyun'un yüzündeki
her bir kas rahatladığını ifade ederken Baekhee'nin içinde buruk bir his vardı.
Resmen az önce sevdiği adamın ilişkisini kurtarmıştı ve bunun için başını
dağlara taşlara vuran bir yanı vardı; ama diğer yanı gencin bu kadar
rahatladığını gördüğü için onunla beraber mutlu olmak isteyen yandı. İkisinin
fikir birliği yaptığı tek alansa gencin üzerine attığı umut kırıntılarının
hepsini kendi elleriyle paramparça etmiş olduğu gerçeğiydi. Belki Kyuhyun ayrılsa
bir şans olurdu, kim bilirdi? Ama bir olasılık genç adam gerçekten o kızı
seviyor da olabilirdi… ama Baekhee bunun gerçek olmasını istemiyordu. Kendinden
beklenmeyen bir performans gösterip Kyuhyun’u düzlüğe çıkarmıştı. Şimdi Baekhee
kayıp olandı. Tabii ki bundan kimsenin haberi olmayacaktı.
"Yani devam etmemi mi söylüyorsun?" dedi Kyuhyun,
onaylamak istercesine. Hayır, devam etme,
onu bırakmanı istiyorum; herkesi bırakıp sadece benim ol desem olacak mısın?
"Ben söylemiyorum, sen kendin söyledin!" dedi
Baekhee aklından geçenlerin yerine, ardından bütün vücuduyla gence dönerek
koltuğa yerleşti. "Bak, kimse sana söylediği için bir şey yapamazsın.
Herkesi memnun etmeye çalışarak yaşarsan kendin için yaşamazsın, herkesi memnun
etmeyi de asla başaramazsın. Biliyorum, sevdiklerini mutlu görmeyi seven bir
insansın, belki de bunun için çok şeyi feda edebilirsin; ama durumuna bak!
Senin çok sevdiğin ama birbirini hiç sevmeyen insanların ortasındasın. Herkesin
mutlu olması olası değil. Eğer bu bir seçenek değilse senin kendi isteğin ön
plana çıkmalı, öyle değil mi. İlla biri üzülecekse en azından sen seçiminden
pişmanlık duymamalısın ki çoğunluk bu sorundan mutlu ayrılmış olsun. Bunun için
de içine sineni yapman lazım, kendi istediğin gerçekten neyse onu."
"Bu oldukça karlı bir teklif, düşününce." dedi
Kyuhyun. Baekhee iç çekti.
"Dürüst olacağım, sen başkalarının senin istediğini
sanmanı sağladığı değil de gerçekten kendi istediği şeyi yapmanın ne olduğunu
bilmeyen biri gibi duruyorsun. Ne kadar doğru bilemem tabi; ama sanki öyle gibi
geliyor. Karşımda iyi bir ailenin en büyük oğlu var, çok sevdiği ve hastalıklı
bir biçimde prensesler gibi koruduğu bir de kız kardeş… hem annenle babanın
beklentilerini karşılamak için çabalayan, hem de kardeşini mutlu etmek için
uğraşan bir çocuk olduğunu tahmin etmek zor değil. Bana sorarsan, bir kere
gerçekten istediğin şeyin ne olduğunu anladığında ve sadece kendin için bir şey
yapmanın zevkine vardığında bence bir daha bundan vazgeçemeyeceksin." dedi
Baekhee. Kyuhyun'un tabak gibi açılmış gözleri kız için muhtemelen on ikiden
vurduğunun canlı kanıtıydı.
"Medyum falan mısın sen?" dedi genç, neredeyse
dehşetle. Baekhee yavaşça kahkaha atıp saçlarını savurdu.
"Bilmediğin pek çok şey var, tatlım." Dedi, kaşlarını
yukarı aşağı oynatarak. Bir an sonra Kyuhyun, Baekhee’nin de gülmeye
başlamasına neden olarak, küçük çaplı bir gülme krizine girmişti.
“O değil de, neden sahil?” diye sordu Baekhee, genç biraz
sakinleşince. Buraya geleceklerini anladığından beri bunu merak ediyordu.
“Neden mi?” dedi Kyuhyun, gözlerinde biriken yaşları
silerken zaman kazanmak için, “Seohyun denizi hiç sevmez, özellikle böyle
kayalıksa hiç hiç sevmez. Bronzlaşmaktan nefret ediyor ve bu kadar büyük bir su
kitlesinden de çok korkuyor. Şu anda tesadüfen bulunabileceği en son yer
burası.”
“Nasıl ya?” dedi Baekhee şaşkınlıkla, ağzı ardına kadar
açılmıştı, “İnsan nasıl deniz sevmez ki?!”
“Değil mi?! Ben de onu diyorum!” dedi Kyuhyun hararetle. Baekhee
başıyla onayladı.
“Kesinlikle! Benim boş vaktim gezecek zamanım ve imkanım
olsa ben kesinlikle bulunmak için deniz kenarını seçerdim! Baksana- şu
manzaraya bak!” diye abartılı bir hareketle karşılarındaki muhteşem fırtına
öncesi denizi gösterdi kız.
“Tablo gibi, değil mi?” dedi Kyuhyun, başıyla onaylayarak, “İnsan
sadece buraya gelip boş boş oturarak bile rahatlayabilir. Herkes deniz manzarası
diye ölür, benimki havuz ister, bahçe ister de denizden korkar dağda da böcek
var.”
“Tipik şehir kızı, kızma ablası.” Dedi Baekhee. Kyuhyun tek
kaşını kaldırdı.
“Ablası?” dedi, Baekhee’ye dönerek.
“Hehe, abisi, yanlış oldu biraz, değil mi?” diye pişkin
pişkin sırıttı Baekhee. Kyuhyun gözlerini devirirken biraz temiz hava alıp
kendine gelmek adına kapıyı açıp arabadan indi.
Genç adamla beraber gülüp eğleniyor olabilirdi; ama bu
kendini neredeyse tamamen dağılmış hissettiği gerçeğini değiştirmiyordu. Attığı
kahkahalardan hiçbiri yüreğine kadar inmiyordu. Neden kendine bunu yapıyordu? Neden
içi paramparça olsa bile inatla ona ilişki danışmanlığı yapıyordu? Üstelik saman
altından ayrılmalarını sağlamak gibi bir plan bile yoktu buna katlanmasının
ardında. Önceki sefer neden onu dinlediyse bu sefer de aynı sebepten kabul
etmişti: çünkü Kyuhyun’un mutlu olması için kendisi dünyanın bütün acılarına
katlanabileceğine emindi. Nasıl da yanılmıştı! Hiç umut olmaması bir şeydi,
önünde sallanan umut ışığına atlamamak için kendini tutarak aynı şeyi yapmak
bambaşka bir şey. Bunların hepsine katlanmasının bir tek sebebi vardı üstelik,
kendi iyiliği için olmayan bir sebep. Sadece Kyuhyun sıkıntıda olduğundan,
sadece Kyuhyun yardım istediği için, sadece onun mutlu olması, gülümsemesi için…
bu bir intihar göreviydi; ama peşinden arabadan çıkan adamın yüzündeki gülüşü
gördüğünde Baekhee kendine neden böyle bir koşulda bile inatla bunu yaptığını bir
kere daha hatırladı. Çünkü o bir adama deli gibi aşıktı ve sadece bu gülüşün
sürekli dudaklarında kaldığını görmek için önünde dalga geçer gibi gerçek
olmayan bir umut sallandırılmasına bile katlanacak kadar aptaldı.
“Nereye kaçıyorsun?” dedi Kyuhyun, kayalıklara yaklaşmakta
olan kızın arkasından giderken.
“Biraz ıslanmanın peşindeyim!” diye seslendi Baekhee, bir
anda şiddetlenen rüzgarın üzerinden sesini duyurabilmek için. Ağzına giren
saçlarını çekip diğer tarafa atarak denizin içine doğru uzanan ıslanmış bir
kayanın üzerine çıktı.
“Islanayım diye geberip gitme bak!” dedi Kyuhyun, çabucak
kayaya en yakın otlu kara parçasına doğru yürüdü. Rüzgarla azan bir dalga
kayalara çarpıp kızın üzerine serpintiler halinde yağınca Baekhee kıkırdayarak
gence döndü.
“Bir şey olmaz! Ne olabilir ki, bu kaya yosunlu bile değil. Hadi
ama; oyunbozanlık yapma!” diye kıkırdadı kız, ardından çıktığı kayadan biraz
daha dar olsa da aynı düzlükte olan bir ileri kayaya tek adımda geçip gence
dönerek ellerini uzattı.
“Sen delisin.” Dedi Kyuhyun, kızın yanına gitmek için hiçbir
girişimde bulunmadan öylece dikildi. Baekhee içinde bir şeyin daha kırıldığını
hissetse de gülümsemesinde hiçbir şey değişmeden omuz silkerek yüzünü bir
sonraki dalganın serpintilerine döndü, denizin onu ıslatmasına izin verdi.
Zaten Kyuhyun’un peşinden gelmesini hiçbir zaman
istememişti, genç adam geride kalıp kıza kendini toparlamak için biraz zaman
vermeliydi, esas plan buydu… o zaman niye sanki çok büyük bir darbe yemiş gibi
son tavrının ardından gözlerinin dolmasına engel olamıyordu? Aynen gencin
sevgilisinden ayrılmayı düşündüğü zaman olduğu gibi içini bir şey kavuruyordu;
halbuki herhangi birinin arkadaşı istedi diye bir kayaya çıkmamış olmasının bir
anlamı yoktu. Yüzüne serpilen bir sonraki dalgayı bahane olarak kullanıp
gözlerini sildi, derin bir nefes alarak içinde dolanan gereksiz, acı verici
duyguları geldikleri yere geri göndermeye çalışarak arkasını döndü.
“Hey baksana, burada balıklar-… var…” genç adamı tam
arkasında gördüğünde cümlesi şaşkınlıkla söndü. Kyuhyun’un yüzü şiddetlenen
rüzgarda dengede durmaya çalışmaktan oldukça odaklanmış görünüyordu; ama buna
rağmen dudaklarının köşeleri eğlendiğini belli edercesine yukarı doğru
kıvrılmıştı.
“Ha, ne?” dedi genç adam, kızın onunla konuştuğunu fark
ettiğinde. Baekhee elinde olmadan kıkırdayıp sırıttı, sanki az önce içinde bir
şeylerin kırılıp parçalandığından dem vuran o değilmiş gibi. Ruh halinin bu
kadar çabuk değişebilmesi bazen onu gerçekten şaşırtıyordu.
“Balıklar, diyorum; bak!” dedi Baekhee ve yine arkasını
dönerek bir saniye önce gümüş pırıltılar gördüğü yeri işaret etti. Kyuhyun bir
süre izledi; ama balıklar tekrar görünmediler.
“Hayal etmediğine emin misin? Rüzgar devrelerini yakmış
olmalı.” Diye güldü genç adam sonunda.
“Öff, kapa çeneni! Sen ne bilirsin ki?” diyerek Kyuhyun’u
biraz patakladı Baekhee, ardından genç kaçınmaya çalışırken bir an dengesini
kaybedince kolundan tutarak destek oldu. Kyuhyun yeniden güvenli bir biçimde
iki ayağının üzerine bastığına emin olduğunda kıza dehşetle karışık eğlenen bir
bakış yolladı.
“Sen gerçekten delisin!” dedi genç adam.
“Biliyorum!” diye sırıttı kız, “Ama sen de şikayet etmiyorsun!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder