3 Ağustos 2015 Pazartesi

Aşk Tesadüfleri Sevmez - 30

-30-

“Bu sefer kavga falan etmedik.” Dedi Kyuhyun; Baekhee hayal kırıklığına uğrayan tarafını içinden yastıkla boğup dinlemeye devam etti. “Bilirsin, kavgalar sıradan şeyler artık, onlar için gelip başını şişirmezdim boş yere, ama-”

“Saçmalamayı kes; başımı şişirmek değil bu!” dedi Baekhee, gencin sözünü keserek. Kyuhyun şaşkın bakışlarla ona baktığında açıklama ihtiyacı hissetti. “Sadece kavga ettiğiniz için bile olsa birisiyle konuşma ihtiyacı duyarsan ben dinlerim, söyledim sana; benim sözüm söz, başımı şişirmiyorsun, anladın mı?”

“Sadece arkadaşının abisi değil miyim, bunu neden yapasın?” dedi Kyuhyun, tek kaşını kaldırarak.


“Sınırdaydın; az önce sana eski sevgilimi anlattığımda arkadaş sıfatını kazandın, diyelim.” Diye pişkin pişkin sırıttı Baekhee. Kyuhyun hafifçe gülerek kızın saçlarını karıştırdı.

“Teşekkürler majeste.” Dedi genç.

“Yapma şöyle!” diye çıkışıp saçlarını düzeltti Baekhee, “Kavga etmediyseniz ne oldu?”

“Ben…  ben senin tavsiyeni dinledim.” Dedi Kyuhyun. Baekhee bir an düşündü.

“Tavsiyem mi? Nasıl bir tavsiye vermişim mi?” dedi sonunda, tek kaşını kaldırarak.

"Belki de arkadaşlarımı dinlemem gerektiğini söylemiştin - hiç mi umurunda değildi?" dedi Kyuhyun, gözlerini devirip. Baekhee kendini boğmak istese de durmayı başardı.

"O sadece bir öneriydi! Yani ben onu tavsiye olarak düşünmediğimden bir an anlayamadım, hemen alınma. Sağa sola anne öğütleri yağdıran biri değilimdir, onu da sadece sorun çözme yolunda bir öneri olarak sunmuştum." dedi çabucak.

"Şimdi ayrıca üzerinden çok zaman geçti, ben unutkan biriyimdir diye diğer bahanelerini de sırala, tam olsun." dedi Kyuhyun huysuzca.

"Başkalarına olan sinirini benden çıkarma, ben senin tarafındayım." dedi Baekhee, aslında söylemek için ağzını açtığı şey bu değildi; ama o kadar beklenmedikti ki Kyuhyun'un hızını kesip onu sakinleşmeye zorlamıştı, yani bir bakıma işe yaramıştı.

"Biliyorum... elimde değil, çıkmaza düşmüş gibi hissediyorum." dedi genç, iç çekerek.

"Neden?" diye sordu Baekhee, cevabı duymayı isteyip istemediğine emin değildi ya bir kere onu dinleyeceğine karar vermişti - hem şu saatten sonra nereye kaçabilirdi ki?

"Dediğim gibi, seni dinleyip Hanna'yla Heechul üzerime geldiği bir ara bana kör nefret yerine somut sebepler sunmalarını istedim. Hatta tam olarak dedim ki önyargısız bir biçimde bana sebeplerinizi sunun, ben de sizi ciddiye alayım." diye başladı Kyuhyun; ama devamını yine getiremedi.

"Beklemediğin bir cevap mı aldın?" dedi Baekhee sessizlik uzayınca.

"Hoşlanmadığım, diyelim." dedi Kyuhyun. Baekhee sinirlenmeye başladığını hissederek sustu. Onu konuşmaya çağırıyordu, in cin top atan bir yere götürüyordu ve sonra kelimeleri ağzından cımbızla almak zorunda mı bırakıyordu? Yok efendim, Baekhee'nin bununla uğraşmak gibi bir mecburiyeti yoktu. Kyuhyun bir süre sonra iç çekip yeniden konuşmaya başladığında kız kendini küçük bir savaşın galibi gibi hissetti.

"Aslında beklediğim gibi başladı. Hanna yine onun nasıl beni aslında sevmediğiyle ilgili bir şeyler saçmaladı, Heechul ona katıldı falan; ama tek sebebi buysa bu mantıklı değil, ben sevgiyi kırk metreden tanırım diyerek bir kişinin hislerine uzaktan bakıp da karar veremezler. Onlara da bunu söyledim. Hanna kızların altıncı hislerinin kuvvetli olduğunu, Seo'nun beni ayaklı cüzdan niyetine kullandığını söyledi. Ona alıp durduğum hediyeler de bunun kanıtıymış. Onları istediğim için aldığımı söylediğimde zaten benim böyle sanmam gerektiğini söyledi."

"Canını o kadar sıkan şey bu değil ama." dedi Baekhee, Kyuhyun tekrar susunca. Genç, başını iki yana salladı.

"Değil. Hanna susunca önce biraz sessiz kaldılar, sonra Heechul sazı eline aldı. Dedi ki ilk başladığımızda bir süre laf etmemiş, o yüzden de o laf sokmaya başladığında daha yanlış bir şeyler olduğunu anlayıp tekrar düşünmem gerekirmiş." dedi Kyuhyun.

"Neyi düşünecekmişsin, pardon?" dedi Baekhee, otomatik olarak savunmaya geçmişti. Kyuhyun bunu komik bulmuş gibi güldü.

"Ben de ona benzer bir şey sordum, tabi biraz daha yumuşak bir biçimde. İşlerin eskisi gibi olmadığını düşünmem gerekirmiş, çünkü beni ondan iyi kimse tanımıyormuş ve ben birini seviyorsam o bilirmiş, vazgeçmeyeceğimi de bildiğinden laf etme zahmetine katlanmazmış. Eğer o bile Seo'yu sevmediğini açık açık söylüyorsa bunun nasıl arkadaş kıskançlığından ya da korumacılığından olduğunu düşünebilirmişim ki? Sorun Seo'nun beni çok fazla sıkıştırması değilmiş, sorun aslında benim de bundan sıkılmış olmammış. En son ne zaman Seohyun'la kavga ettiğime üzüldüğümü hatırlayıp hatırlamadığımı sordu bana." Kyuhyun durup iç çekti. "Hani verecek bir cevabım olsa yine canım sıkılmazdı... ama hatırlayamadım. Bunu en son ne zaman önemsediğimi hatırlayamıyorum. En son ne zaman onun yanına gitmeyi iple çektim? Ne zaman film seçileceği zaman kararı ona bırakıp sadece onun yanımda olmasıyla yetindim? Küçük şeyler... bunlar hep küçük detaylardı ve ben bunları en son ne zaman yaşadığımı bile hatırlamıyorum."

Genç sustu. Baekhee içinde çırpınan küçük umut ışıklarını yerin yedi kat altına gömmeye çalışarak yutkundu. Geçen sefer konuştukları zamandan çok daha fazla zorlanıyordu şu anda, çünkü Kyuhyun kedinin önünde ciğer sallandırır gibi kızın önünde bir umut sallandırıyordu. Baekhee kendisiyle boğuşmaktan her saniye daha fazla yoruluyordu. O genci sevgilisinden ayırmak için burada değildi. Hiçbir zaman böyle bir şey yapmayacaktı, en kötü düşmanına bile bunu yapmazdı ki Seohyun denen kızı tanımıyordu bile. O burada sadece Kyuhyun'un konuşup aklını toplamasına yardım etmek için vardı. Sevdiği adamın sevgilisiyle ilişkisini kurtarmasına yardım etme düşüncesi çok saçmaydı, bir çeşit kamikaze gibi bir şeydi, kesinlikle acı vericiydi; ama Baekhee bunun böyle olacağını en başından biliyordu. Kendi kaşınmıştı. Kim ona git senin her şeyini dinlerim nutku çek demişti ki? Saçmalığa bak.

"Peki ne dedin ona?" dedi Baekhee sonunda. Kyuhyun yine iç çekti.

"Bir şey diyemedim, tabii ki. Ben susunca o da düşünmem gerektiğini söyledi. İnat etmeyi kesip düşünmeye başlarsam onların Seohyun'u niye sevmediğini bulurmuşum." dedi Kyuhyun, ardından başını kaldırıp kıza baktı, "Baek ben bu kızla uzun zamandır çıkıyorum; ondan ilk hoşlandığımda da, ilk çıkmaya başladığımızda da hakkında bir sürü dedikodu duyuyordum. Bunların hiçbirini umursamadım, onun söylediklerinden başka hiçbir şeyi ciddiye almadım. Herkesin arasında ona inanmayı seçtim, kavga etmeye başladığımız ilk zamanlarda her şeye rağmen yaptıkları için onu suçlamadım. Zor bir hayatı vardı, benden hiçbir zaman onun için bir şey yapmamı istemedi, çok şeyin altından tek başına kalktı, böyle şeyler insanları yıpratır. Onun dönebileceği kimsesi yoktu; Hanna beni kullandığını söyleyip ona küfürler yağdırırken ben ona inandım, arkadaşlarım bir kızın kölesi olduğumu söyleyip benimle dalga geçerken ona sığındım, hani insanların fark etmediği şeylere katlandım. Hanna'yı karşıma aldım - belki bilmiyorsun; ama kardeşim benim hayatımda sahip olduğum en değerli şey, onu üzmemek için dünyayı yakarım falan diyordum, bir senedir benim Seo'yla olmama karşı çıkıyor ve henüz ayrılmadım. Yani demek istediğim... her şeyden sonra nasıl onu aslında sevmediğimi söyleyebilir ki?! Daha kötüsü, ben nasıl onun haksız olduğunu kendime kanıtlayamayabilirim?"

"Onun açısından bakıldığında haklı, çünkü." dedi Baekhee. Kyuhyun kızın ağzından çıkacak sözler kaderini belirleyecekmiş gibi bakarken Baekhee yeniden tarafsız olması gerektiğini kendine hatırlatmak zorunda kaldı, bir süre sessiz kalıp derin bir nefes aldı. "Sıkıntılı bir dönem yaşıyorsunuz, belki Seohyun'un hayatı zor ve sıkıntıları var, bunu da sana yansıtıyor... söylesene, kim bile bile sıkıntı çekeceği yere defalarca dönmek ister ki? Onu istediğin kadar sev, istersen şu anda tapıyor ol, seni uzun süre her gördüğünde sıkıntıya sokan birinin yanına gitmek istemezsin. Yani istiyorsan sende bir sıkıntı var demektir, açıkçası; bu insan doğasına aykırı. Ama az önce Heechul'un teorisini çürütecek şeyleri kendi ağzınla söylemedin mi? Bu kadar sıkıntıya rağmen hala onun için kardeşini karşına alabiliyorsun."

"Ama çok yoruldum, Baek!" dedi Kyuhyun birdenbire. Omuzları çöktü, zaten dağınık olan saçlarını biraz daha dağıttı. "Yine haklısın, ben de kendime aynı şeyi söylemeye çalışıyorum; ama çok yoruldum. Herkese birden karşı koymaktan çok yoruldum ve gerçekten bunu neden yaptığımı sorgulamaya başlıyorum. Belki de yapmamalıyım diye düşündüğüm zamanlar bile oluyor, buna rağmen hala onu sevdiğimi iddia edebilir misin?"

Baekhee edemezdi. Baekhee bunu söylemek istemiyordu; ona aslında o kızı sevmediğini ve bir an önce ayrılması gerektiğini haykırmayı her şeyden çok istiyordu; ama bunun doğru olmayacağını biliyordu. Bunu bencilce istiyordu ve sevdiği adama herhangi bir şekilde yardımı olmazdı. Baekhee'nin sözleri üzerine ayrılsa bile Kyuhyun mutlu olmayacaktı. Aklında her daim bir soru işareti kalacaktı ve içinde bir şeyler bundan pişmanlık duyacaktı. Zaten ona aşık olmayacağı neredeyse kesinken Baekhee gencin bununla yaşamasını gerçekten istiyor muydu? Buna izin verebilir miydi? Kendi çocukça, bencil istekleri için Kyuhyun'un yaralanmasına neden olabilir miydi? Böyle bakınca cevap gayet bariz oluyordu.

"Aslında evet, edebilirim." dedi kız sonunda. Genç ona tünelin ucundaki ışık gibi bakarken gülümsedi, "Sen tükenmişsin, hepsi bu. Sevgilinin kimsesi yoksa sen varsın, o hem hıncını senden çıkarıp hem senden güç alabiliyor; ama senin dayanacak kimsen yok. Sana destek olması gereken insanlara karşı da bir savaş veriyorsun. Bu herhangi bir insanı kolaylıkla tüketebilir. Şimdi çok yoruldum artık yapamıyorum, desen ve ondan ayrılsan bile bu onu sevmediğin anlamına gelmek zorunda değil. Ha belki haklılardır, belki de gerçekten aslında onu sevmiyorsundur da alışkanlıktan devam ediyordur ya da belki de herkese inat, onların yüzünden ayrılmadığını kanıtlamak için devam ediyorsundur; kim bilir? Olabilir, fark etmemiş olabilirsin, aynı şimdi onu sevip sevmediğini sorguladığın gibi farkına varmadığın duygular olabilir içinde. Yüzleşmeye korktuğun, kendinden bile sakladığın şeyler olabilir. Cesaret edip onları açığa çıkarmadan hiçbir şeyden emin olamazsın; ama önemli olan bu değil biliyor musun? Sorunu basitleştirmen gerek."

"Nasıl yani?" dedi Kyuhyun, anlama çabasıyla kaşları çatılmıştı.

"Yani senin esas derdin ne? Geçen sefer konuştuğumuzda daha kimsenin Seohyun’u sevmemesinden şikayet ederken bu sefer benden senin onu sevdiğini kanıtlamamı istiyorsun, bu büyük bir çelişki. Ne istiyorsun; arkadaşlarını ikna etmek mi, kendini ikna etmek mi? Esas şikayet ettiğin şey Seohyun'un seni yorması mı, herkesin üstüne gelmesi mi yoksa aslında senin hepsinden bağımsız olarak kendi içinde ondan ayrılıp ayrılmama konusunda bir karar verme aşamasında olman mı?"

"Bu o kadar basit değil." dedi Kyuhyun anında.

"Ama o kadar karmaşık olmak zorunda da değil. Aslında sana her şeyi çok basitleştiren bir seçenek de sunmadım. Yani demek istediğim şu: eğer temeline inebilirsen sorunun kalanını üzerine inşa ederek nerede durduğunu anlayabilirsin, ne istediğini, ne yapmaya karar vereceğini şekillendirebilirsin, beni anlıyor musun? Her şey aklında net olursa bu kadar kafan karışmaz, bu kadar da yorulmazsın."

"Beni resmen bir matematik problemi gibi görüyorsun." dedi Kyuhyun.

"Aslında bunu senin yapman gerekirdi, erkek olan sensin! Teknik olarak benim örümcek ağlarıyla senin maddeler ve bloklarla düşünmen gerekiyor, tersi değil." diye gözlerini devirdi Baekhee.

"Ne alakası var be?" dedi Kyuhyun.

"Alaka şu ki öbür türlü kafan karışıyor. Çok yoruldum kayboldum çaresizim ölüyorum Baek kurtar beni diye ortalıkta dolanıyorsun baksana! Az geri çekil de bak şu işe, demeye çalıştığım bu. Duygular işi bayağı karman çorman bir hale getirir her zaman, onları anlamak sistematik bir irdeleme dönemi, sabır ve emek ister. Sen ergen bir kız olmanın ne demek olduğunu bilmediğinden tabi şu andaki duyguların sana çok karmaşık geliyor; ama bak sana söylüyorum, aslında değiller. Sadece hayal etmen gerek!" dedi Baekhee, Kyuhyun'un yüzündeki ifadeyi görünce ekledi: "Uzaylı görmüş gibi bakma, tecrübe konuşuyor burada. Tercihlerini gözden geçireceksin ve ne kadar pişman olacağını düşüneceksin. İki şekilde de pişman olacağını düşünüyorsan annemi dinleyeceksin: asla yapmadığın bir şey için pişman olma, umudun kalacağına emeğin kalsın."

"Ey ulu bilge ışığınla beni aydınlat! Seçeneklerim neler peki?" dedi Kyuhyun. Baekhee gülmeden edemedi; ama çabucak kendini topladı.

"Onları da mı sana ben söyleyeceğim yani?" dedi çabucak, "Seçeneklerini kendin bilmiyorsan o zaman konuyu dağıtmadan cevap vermen gerek."

"Ne zaman konuyu dağıtmışım ben?" dedi Kyuhyun.

"Mesela az önce, esas şikayetinin ne olduğunu sorduğum saniye daldan dala atlamadın mı? Unuttum sanma." diye gözlerini kıstı kız.

"Çok mu çakalsın sen acaba?" diye kızı taklit ederek gözlerini kıstı Kyuhyun.

"Doktora gelmişsin gibi düşün! Sadece sana seni en çok rahatsız eden şeyi soruyorum, hatta sana şık bile vereceğim bak. Sakin kafayla bak şu işe. Arkadaşlarının hiçbirinin sevgilini sevmemesinden, sizi onaylamamasından yakınıyorsun, sevgilinin çok ileri gittiğini ve çok fazla kavga ettiğinizden şüphede olduğunu ama sana karşı olan arkadaşlarını dinlediğinde neredeyse onu sevmediğine ikna olduğun için karman çorman olduğunu söylüyorsun. Bütün o çorbanın özeti bu; şimdi seç, hangisi daha kötü? Herkesin sana karşı olması mı, sevgilinin seni yorması mı yoksa aklında ondan ayrılmakla ilgili ihtimaller dolaşması mı? Eğer hayatından üçünden birini silebileceğimi söylesem hangisini silmemi isterdin?” dedi Baekhee. Kyuhyun başını eğip bir süre ciddi ciddi düşündü. Kız oluşan sessizlikte göğsünün içine dalmış sıktıkça sıkan hayalet mengeneye dikkat etmemeye çalıştı.

"Sanırım aklımdaki saçma fikirleri silmeni isterdim. Yani daha önce bunun gibi ihtimalleri hiçbir zaman düşünmüyordum ve o zamanlar kim ne derse desin, Seo ne yaparsa yapsın bu kadar büyük bir sıkıntıda hissetmiyordum kendimi. Çünkü ne yapacağım belliydi. Şimdiyse bilmiyorum, bu da her şeyin çorba olmasına neden oluyor." dedi Kyuhyun sonunda.

"O zaman şimdi ikinci kısım, senin benimle dalga geçtiğin kısım var sırada. Senden istediğim şu: hayal et. Diyelim ki ben sana aslında onların haklı olabileceğini söylemişim, sen düşünüp taşınıp Heechul'un söylediklerini ciddiye almışsın ve Seohyun'un karşısına çıkmışsın. Kıza ayrılacağınızı söylüyorsun ve o da doğal olarak buna duygusal bir çöküşle veya öfke patlamasıyla tepki veriyor-"

"Muhtemelen ağlamaya başlardı." diye kızın lafını böldü Kyuhyun.

"Pekala, ağlamaya başlıyor, sana nedenini soruyor, yapmaman için yalvarıyor, değişeceğine yeminler ediyor; sense onu sevmediğine ikna olduğun için onu orada bırakıp gidiyorsun." diye tamamladı Baekhee; ama Kyuhyun'un boşluğa dalıp gitmiş bakışlarını gördüğü zaman sonrasında pişman olup olmayacağını sormadı. Cevap çok barizdi, nefesinin kesilip gözlerinin dolmasına neden olacak kadar bariz. Bir nefes alıp tuttu ve içinden ona kadar saydı.

"Bunu yapamam ki." dedi Kyuhyun dalgınca, "Onu orada öylece ağlarken bırakıp gidemem. O şekilde ne derse desin kesinlikle bitirdiğimi söyleyemem. Değişeceğine yemin ederdi, eminim değişirdi de... eminim çabalardı, elinden gelen her şeyi yapardı; ama eğer onu orada öyle bırakıp gitsem... ben herhalde uzun bir süre herkese inandığım için kendimi, buna sebep olduğun içinse seni suçlardım."

Baekhee sessiz kalınca genç adam başını kaldırıp kıza baktı. Kız ona bakmıyordu, iyice şiddetlenen rüzgarla kayalara çarpan dalgaları neredeyse arabanın camına kadar su sıçratan denize bakıyordu. Gözlerindeki hüzün gencin şimdiye kadar hiç görmediği türdendi; bastırılmış bir çığlık, rüzgarsız kış yağmuru ya da dilsiz bir yas gibi. Sanki kız ona bakmasa da kısacık sessizlikte duyguları gence de bulaşmış gibi göğsünün sıkıştığını hissetti Kyuhyun, hiçbir insanın dünyanın bütün arkadaşlarına sahip ve bu kadar geniş yürekliyken bu kadar yalnız görünmemesi gerektiğini düşündü. Ama sessizlik gencin kızı neşelendirecek bir şeyler düşünmesine yetecek kadar uzun sürmedi. Sadece birkaç saniye sonra kız, hiç o kadar üzgün görünmemiş gibi, gence bilmiş bir gülümseme gönderdi.

"Gördün mü? Kendi cevaplarını kendin veriyorsun; ama ben sana bunları göstermeden önce ayrılsam mı ayrılmasam mı diye beynini yiyorsun.” Dedi kız,  “Aptal. Eğer sadece arkandan ağlaması düşüncesi bile seni bu kadar pişmanlığa sürükleyecekse sen bu kızı hala seviyorsun – ya da en azından ona değer veriyorsun. Bence kendi hissettiklerinden başka bir kanıta ihtiyacın olmamalı. Şimdi ayrıldığına pişman olacaksan şimdi ayrılamazsın, bu kadar basit. Geride hiçbir pişmanlığın kalmadan ayrılacaksın ki temiz olsun. Etrafındakileri ve beni suçlar maskesinin altından kendini suçlayacağını ikimiz de biliyoruz. Acaba yürür müydü, diyorsan dene de bak bakalım yürüyor mu?"

Kyuhyun'un yüzündeki her bir kas rahatladığını ifade ederken Baekhee'nin içinde buruk bir his vardı. Resmen az önce sevdiği adamın ilişkisini kurtarmıştı ve bunun için başını dağlara taşlara vuran bir yanı vardı; ama diğer yanı gencin bu kadar rahatladığını gördüğü için onunla beraber mutlu olmak isteyen yandı. İkisinin fikir birliği yaptığı tek alansa gencin üzerine attığı umut kırıntılarının hepsini kendi elleriyle paramparça etmiş olduğu gerçeğiydi. Belki Kyuhyun ayrılsa bir şans olurdu, kim bilirdi? Ama bir olasılık genç adam gerçekten o kızı seviyor da olabilirdi… ama Baekhee bunun gerçek olmasını istemiyordu. Kendinden beklenmeyen bir performans gösterip Kyuhyun’u düzlüğe çıkarmıştı. Şimdi Baekhee kayıp olandı. Tabii ki bundan kimsenin haberi olmayacaktı.

"Yani devam etmemi mi söylüyorsun?" dedi Kyuhyun, onaylamak istercesine. Hayır, devam etme, onu bırakmanı istiyorum; herkesi bırakıp sadece benim ol desem olacak mısın?

"Ben söylemiyorum, sen kendin söyledin!" dedi Baekhee aklından geçenlerin yerine, ardından bütün vücuduyla gence dönerek koltuğa yerleşti. "Bak, kimse sana söylediği için bir şey yapamazsın. Herkesi memnun etmeye çalışarak yaşarsan kendin için yaşamazsın, herkesi memnun etmeyi de asla başaramazsın. Biliyorum, sevdiklerini mutlu görmeyi seven bir insansın, belki de bunun için çok şeyi feda edebilirsin; ama durumuna bak! Senin çok sevdiğin ama birbirini hiç sevmeyen insanların ortasındasın. Herkesin mutlu olması olası değil. Eğer bu bir seçenek değilse senin kendi isteğin ön plana çıkmalı, öyle değil mi. İlla biri üzülecekse en azından sen seçiminden pişmanlık duymamalısın ki çoğunluk bu sorundan mutlu ayrılmış olsun. Bunun için de içine sineni yapman lazım, kendi istediğin gerçekten neyse onu."

"Bu oldukça karlı bir teklif, düşününce." dedi Kyuhyun. Baekhee iç çekti.

"Dürüst olacağım, sen başkalarının senin istediğini sanmanı sağladığı değil de gerçekten kendi istediği şeyi yapmanın ne olduğunu bilmeyen biri gibi duruyorsun. Ne kadar doğru bilemem tabi; ama sanki öyle gibi geliyor. Karşımda iyi bir ailenin en büyük oğlu var, çok sevdiği ve hastalıklı bir biçimde prensesler gibi koruduğu bir de kız kardeş… hem annenle babanın beklentilerini karşılamak için çabalayan, hem de kardeşini mutlu etmek için uğraşan bir çocuk olduğunu tahmin etmek zor değil. Bana sorarsan, bir kere gerçekten istediğin şeyin ne olduğunu anladığında ve sadece kendin için bir şey yapmanın zevkine vardığında bence bir daha bundan vazgeçemeyeceksin." dedi Baekhee. Kyuhyun'un tabak gibi açılmış gözleri kız için muhtemelen on ikiden vurduğunun canlı kanıtıydı.

"Medyum falan mısın sen?" dedi genç, neredeyse dehşetle. Baekhee yavaşça kahkaha atıp saçlarını savurdu.

"Bilmediğin pek çok şey var, tatlım." Dedi, kaşlarını yukarı aşağı oynatarak. Bir an sonra Kyuhyun, Baekhee’nin de gülmeye başlamasına neden olarak, küçük çaplı bir gülme krizine girmişti.

“O değil de, neden sahil?” diye sordu Baekhee, genç biraz sakinleşince. Buraya geleceklerini anladığından beri bunu merak ediyordu.

“Neden mi?” dedi Kyuhyun, gözlerinde biriken yaşları silerken zaman kazanmak için, “Seohyun denizi hiç sevmez, özellikle böyle kayalıksa hiç hiç sevmez. Bronzlaşmaktan nefret ediyor ve bu kadar büyük bir su kitlesinden de çok korkuyor. Şu anda tesadüfen bulunabileceği en son yer burası.”

“Nasıl ya?” dedi Baekhee şaşkınlıkla, ağzı ardına kadar açılmıştı, “İnsan nasıl deniz sevmez ki?!”

“Değil mi?! Ben de onu diyorum!” dedi Kyuhyun hararetle. Baekhee başıyla onayladı.

“Kesinlikle! Benim boş vaktim gezecek zamanım ve imkanım olsa ben kesinlikle bulunmak için deniz kenarını seçerdim! Baksana- şu manzaraya bak!” diye abartılı bir hareketle karşılarındaki muhteşem fırtına öncesi denizi gösterdi kız.

“Tablo gibi, değil mi?” dedi Kyuhyun, başıyla onaylayarak, “İnsan sadece buraya gelip boş boş oturarak bile rahatlayabilir. Herkes deniz manzarası diye ölür, benimki havuz ister, bahçe ister de denizden korkar dağda da böcek var.”

“Tipik şehir kızı, kızma ablası.” Dedi Baekhee. Kyuhyun tek kaşını kaldırdı.

“Ablası?” dedi, Baekhee’ye dönerek.

“Hehe, abisi, yanlış oldu biraz, değil mi?” diye pişkin pişkin sırıttı Baekhee. Kyuhyun gözlerini devirirken biraz temiz hava alıp kendine gelmek adına kapıyı açıp arabadan indi.

Genç adamla beraber gülüp eğleniyor olabilirdi; ama bu kendini neredeyse tamamen dağılmış hissettiği gerçeğini değiştirmiyordu. Attığı kahkahalardan hiçbiri yüreğine kadar inmiyordu. Neden kendine bunu yapıyordu? Neden içi paramparça olsa bile inatla ona ilişki danışmanlığı yapıyordu? Üstelik saman altından ayrılmalarını sağlamak gibi bir plan bile yoktu buna katlanmasının ardında. Önceki sefer neden onu dinlediyse bu sefer de aynı sebepten kabul etmişti: çünkü Kyuhyun’un mutlu olması için kendisi dünyanın bütün acılarına katlanabileceğine emindi. Nasıl da yanılmıştı! Hiç umut olmaması bir şeydi, önünde sallanan umut ışığına atlamamak için kendini tutarak aynı şeyi yapmak bambaşka bir şey. Bunların hepsine katlanmasının bir tek sebebi vardı üstelik, kendi iyiliği için olmayan bir sebep. Sadece Kyuhyun sıkıntıda olduğundan, sadece Kyuhyun yardım istediği için, sadece onun mutlu olması, gülümsemesi için… bu bir intihar göreviydi; ama peşinden arabadan çıkan adamın yüzündeki gülüşü gördüğünde Baekhee kendine neden böyle bir koşulda bile inatla bunu yaptığını bir kere daha hatırladı. Çünkü o bir adama deli gibi aşıktı ve sadece bu gülüşün sürekli dudaklarında kaldığını görmek için önünde dalga geçer gibi gerçek olmayan bir umut sallandırılmasına bile katlanacak kadar aptaldı.

“Nereye kaçıyorsun?” dedi Kyuhyun, kayalıklara yaklaşmakta olan kızın arkasından giderken.

“Biraz ıslanmanın peşindeyim!” diye seslendi Baekhee, bir anda şiddetlenen rüzgarın üzerinden sesini duyurabilmek için. Ağzına giren saçlarını çekip diğer tarafa atarak denizin içine doğru uzanan ıslanmış bir kayanın üzerine çıktı.

“Islanayım diye geberip gitme bak!” dedi Kyuhyun, çabucak kayaya en yakın otlu kara parçasına doğru yürüdü. Rüzgarla azan bir dalga kayalara çarpıp kızın üzerine serpintiler halinde yağınca Baekhee kıkırdayarak gence döndü.

“Bir şey olmaz! Ne olabilir ki, bu kaya yosunlu bile değil. Hadi ama; oyunbozanlık yapma!” diye kıkırdadı kız, ardından çıktığı kayadan biraz daha dar olsa da aynı düzlükte olan bir ileri kayaya tek adımda geçip gence dönerek ellerini uzattı.

“Sen delisin.” Dedi Kyuhyun, kızın yanına gitmek için hiçbir girişimde bulunmadan öylece dikildi. Baekhee içinde bir şeyin daha kırıldığını hissetse de gülümsemesinde hiçbir şey değişmeden omuz silkerek yüzünü bir sonraki dalganın serpintilerine döndü, denizin onu ıslatmasına izin verdi.

Zaten Kyuhyun’un peşinden gelmesini hiçbir zaman istememişti, genç adam geride kalıp kıza kendini toparlamak için biraz zaman vermeliydi, esas plan buydu… o zaman niye sanki çok büyük bir darbe yemiş gibi son tavrının ardından gözlerinin dolmasına engel olamıyordu? Aynen gencin sevgilisinden ayrılmayı düşündüğü zaman olduğu gibi içini bir şey kavuruyordu; halbuki herhangi birinin arkadaşı istedi diye bir kayaya çıkmamış olmasının bir anlamı yoktu. Yüzüne serpilen bir sonraki dalgayı bahane olarak kullanıp gözlerini sildi, derin bir nefes alarak içinde dolanan gereksiz, acı verici duyguları geldikleri yere geri göndermeye çalışarak arkasını döndü.

“Hey baksana, burada balıklar-… var…” genç adamı tam arkasında gördüğünde cümlesi şaşkınlıkla söndü. Kyuhyun’un yüzü şiddetlenen rüzgarda dengede durmaya çalışmaktan oldukça odaklanmış görünüyordu; ama buna rağmen dudaklarının köşeleri eğlendiğini belli edercesine yukarı doğru kıvrılmıştı.

“Ha, ne?” dedi genç adam, kızın onunla konuştuğunu fark ettiğinde. Baekhee elinde olmadan kıkırdayıp sırıttı, sanki az önce içinde bir şeylerin kırılıp parçalandığından dem vuran o değilmiş gibi. Ruh halinin bu kadar çabuk değişebilmesi bazen onu gerçekten şaşırtıyordu.

“Balıklar, diyorum; bak!” dedi Baekhee ve yine arkasını dönerek bir saniye önce gümüş pırıltılar gördüğü yeri işaret etti. Kyuhyun bir süre izledi; ama balıklar tekrar görünmediler.

“Hayal etmediğine emin misin? Rüzgar devrelerini yakmış olmalı.” Diye güldü genç adam sonunda.

“Öff, kapa çeneni! Sen ne bilirsin ki?” diyerek Kyuhyun’u biraz patakladı Baekhee, ardından genç kaçınmaya çalışırken bir an dengesini kaybedince kolundan tutarak destek oldu. Kyuhyun yeniden güvenli bir biçimde iki ayağının üzerine bastığına emin olduğunda kıza dehşetle karışık eğlenen bir bakış yolladı.

“Sen gerçekten delisin!” dedi genç adam.

“Biliyorum!” diye sırıttı kız,  “Ama sen de şikayet etmiyorsun!”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder